OKUL FOBİSİ

ÇOCUĞUM OKULA GİTMEK İSTEMİYOR

Okul fobisi, çocuğun yaşadığı birtakım endişeler sonucu okula gitmeyi reddetmesi ve zaman zaman bunun bedensel yakınmalarla dışa vurumu şeklinde tanımlanabilir. Bu bedensel yakınmalar okul saati yaklaştığında baş ağrısı, mide bulantısı, karın ağrısı gibi fizyolojik belirtiler şeklinde kendini gösterebilmektedir.Aile çocuğun okula gitmemesine karar verdiği an bu belirtiler ortadan kaybolur aslında bu da çocuğun okula gitmeye karşı geliştirdiği reaksiyonun bir göstergesidir. Yapılan araştırmalar, çocuğun okula gitmek istememesinin nedenini okulun veya okul ortamının kendisinden dolayı değil anne ile olan ilişki tarzından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Anne ile çocuk arasında sıkı ve bağımlı bir ilişki olduğu zaman ya da çocuk anneyi yitirme korkusuna kapıldığı zaman okula gitmeye karşı direnç gösterebilir. Bu bağlamda ebeveyn-çocuk ilişkileri incelendiği zaman çocuğun ailedeki otoriteyi ele geçirdiği ve anne babaya isteklerini kolaylıkla yaptırabildiği ulaşılabilen sonuçlardan bazılarıdır.
Aile çocuğun tüm isteklerini karşıladığı zaman çocuktaki otorite gücünü sarsmakta ve ona bir nevi egemenlik duygusunu aşılamaktadır.
Bu tutumla yetiştirilen çocuklar tüm isteklerini aileye kabul ettirebildiği için, okula gitmeme isteğini de aileye kabul ve dikte ettirmeye çabalayacaktır. Anne babaların bu noktada kararlı olması, ve başlangıç aşamasında çocuğun alışmasını sağlamak maksadıyla akademik başarının öneminden ziyade okula gitmesinin yeterli olacağını vurgulaması oldukça önemlidir. Okula gitmek istemeyen bir çocuğa dersler ve derslerin öneminden bahsetmek, okuldan daha da soğumasına ve zaten yapmakta zorlandığı eylemi daha da pekiştirerek gitmeme isteğini perçinlemeye yol açacaktır. Bu nedenle çocuk okula gitme alışkanlığını kazandıktan sonra sistematik yapılandırma yöntemiyle dersler ve okul başarısı üzerinde çalışmak daha sağlıklı olacaktır. Aile içinde bir takım kurallar konularak, aile bireylerinin rolleri net bir şekilde tanımlanmalı, çocuğun sağlıklı anne-baba-çocuk rol modellerini kavraması sağlanmalıdır. Unutulmaması gereken nokta, çocuklar isteklerinde sınır tanımakta zorlanan varlıklardır. Bu noktada çocuğun kırılma noktasını belirlemek tamamen ailenin sorumluluğundadır. Bu nedenle aileler çocuklarının kabul edilemez istekleri karşısında itaatkar bir tavır sergilememeli, demokratik otoriter bir yaklaşımla çocuğun direncini kırmaya özen göstermelidir.

Uzm. Psk. Gözde Seçkiner